4 Şubat 2008

Olduğunu sandığın kişi misin yoksa olmak isOlduğunu sandığın kişi misin yoksa olmak istediğin kişi mi? Bunu bilmeli insan...tediğin kişi mi bunu bilmeli insan...

Ne garip zamanlar bunlar diyerek gecenin bu karanlık saatinde düşünmeye başladım yeniden..
Ne çok düşünüyorum diyerek de içimden geçiriyorum öylece. Düşünecek ne çok şeyi var insanın... Ertelediğim, bütün geriye attıklarımı da düşünce girdabımın içine alarak her birini ayrı ayrı ele almaya çalışarak karışıyorum kendime şimdi…
Zamanın aktığını ve ne kadarda hızlı aktığını fark ettikçe kafamdaki bu çelişkileri gereksiz diye yeniden rafa kaldırma güdüsünü aklıma getirdiğimi fark ediorum...
Bütün kimyasız serzenişlerimi bir kutuya koyup üzerinden iyice bantlayıp bir dolabın hiç açılmayan gözüne yerleştirmek istedim birden…
Ne kadar çelişik düşünceler içindeyim…
Bugün iyi dediğime yarın kötü, kötü dediğime yarın iyi diyebilecek kadar karıştım son zamanlarımda...
Her günü bir olay halinde yaşamaya başladıkça çelişkilerin daha da içinde yer almaya başladığımı fark ediyorum…
Ama şunu çok iyi biliyorum kendimle çelişmiyorum...
Çevredeki silüetlerin serzenişlerini, içlerindeki çelişkileri gördükçe ve benide bu karmaşaının ortasında bir yere çekmeye çalıştıklarını farkettikçe uzaklaşıyorum her birinden...
Gerçeği anladıkça daha çok güçleniyorum, kendime yabançılaştığım zaman dilimlerinden arınıp daha çok kendim oluyorum....
Her gün bitiminde içimden "ne gündü" diyorum geçiştiriyorum ama bu sefer bütün ertelediklerim uyku aralığımda nöbetler halinde hatırlıyor ve uyanıyorum bunu da böyle yapacağım diyerek ara verdiğim uykuma kaldığım yerden devam ediyorum...
Sabaha ise yorgun argın bir bedenle başlıyorum güne.
Maalesef ki uyku sorunu yaşıyor(d)um ciddi boyutlarda…
Dengesiz zamanların bana kattığı bir alışkanlık haline geldiğini düşüncesinin farkındalığı ile uyandığım güne başlıyor(d)um…
Giyiniyorum, sabah telaşesini bilirsiniz sizde aynaya bakıyorum.
Gözlerimi siyaha boyadığım göz kalemini hep çok çarpıcı buluyorum ve göz kalemimin ardından gelen rimelimin de birleşimiyle daha çok belirginleşen yorgun gözlerime aynada bakıyorum, kendime dalıyorum…
Hiç kendinize, gözlerinize, gözlerinizin içine öylece bakıp neleri dillendirdiğini derinlemesine hissettiniz oldu mu bilmiyorum ama ben bunu her sabah yapıyorum…
Uzun süredir alışkanlık haline gelen bu davranışın da bana iyi geldiğini içimdeki o kanayan yaraların nasırlaşmış yüzeylerini görmemi sağladığını bildiğimden beklide alışkanlıklarım arasına katmış olmaktan hiç çekinmediğimi anımsıyorum bir an…
Her sabah gözlerime bakıyorum…
Bir nehir akıyor coşkulu görüyorum…
Kimsenin bilmediği, görmediği o kadar çok şeyi anlatıyor ki, benim bile farkedemediğim, kendimden sakladığım bir çok gerçeği suratıma vuruyor ...
Kendimi daha iyi anlamama yardımcı oluyor ve bu farkındalığı iyiden iyi benimsiyrom artık...
Ben derim ki sizde bir sabah karşılaşın aynalarınızla ve bakın karşınızda duran aynadaki yansımanıza gözlerinize odaklanın hatta yakınlaşın iyice aynanın soğukluğunu hissedin ve bakın gözlerinizin içine içine, öyle çok şey anlatacak ki bilmediğiniz o kadar çok şeyi sizin suratınıza vuracak ki…
Yüzleşemediğiniz, korktuğunuz ve de kaçtığınız her şeyi size anlatacak…
Gerçi sizi bilmiyorum kendi içiyle yüzleşemeyenler ve bir oyunu yaşayanlardanmısınız yoksa kendiyle yüzleşebilecek cesareti kendinde bulabilenlerden mi?
Eğer çekinceleriniz varsa kendize karşı diyecek bir şeyim yok…
Söylediklerimi unutun…
Hiç bakmayın gözlerinize ve hep kaçın kendinizden…
Geçmişinizden bahaneler yaratıp geleceğinizi erteleyin, yalanlara inanın onlara kanın ve hayatınızda duyduğunuz yalanlar adına silin, savurun bütün her şeyinizi…
Ama ben derim ki insan olabilmek için, kendine saygı duyabilmek için, sevmek içi, dost olabilmek için önce kendini tanıyabilmeli insan...
Olduğunu sandığın kişi misin yoksa olmak istediğin kişi mi? Bunu bilmeli insan...
TANURA
04 OCAK 2008

Hiç yorum yok: