29 Kasım 2017

Sayıklamalar ...

kısık sesli cümleler kurma bana...
bağır...
bir kez olsun durdur...
susma konuş
bir kez olsun doğrusunu anlat
hep gitmek ve kalmak arasında gidip gelme
bir kez olsun
ya git
ya da
gerçekten kal...

"kendi içindende konuşabilir insan"

23 Haziran 2017

İnişler ve çıkışlar...

Kendini bir boşluktan öylece bırakmak gelir geçen gününü ardından...
İçi boşalmış, düşüncesiz ve hayalsiz, belki de umutsuz bir gün daha tarihin tozlu sayfalarında yerini aldı...
Alın yazısı yazılmamış bir bebeğin sessiz çığlığı yerle bir etse de içimizdeki dünyayı, diller lal oldu...
Geriye hüzün, öfke ve acı kaldı...
Umut bugün bizi terk etti...

30 Agustos 2015





 

25 Mart 2017

hani bil istedim yalnızlığım kadar çok sevdiğimi seni...

Tutkun kalırsın.. 
Öylesi başı boş bir yalnızlıktır... 
Orada,
tam orada
içinde bir yerde
durur hani bil istedim
yalnızlığım kadar çok sevdiğimi seni...
Aşk dumanlı yollar gibi,
Puslu karanlıklar gibi,
ne gitmek geliyor elden ne kalmak...
kendi ile yaptığın savaşta yenik düştüğün bir savaş her daim...
ve kaçamamak gölgenden dahi...
Aşk...
derinliklerde aramak kendini...
o sanmak her şeyi...
ve o olmamak...
yetmemek...
yetinememek..
hiç doyamamak memeye hasret bebek gibi...
Aşk mevsimsiz bir yağmur gibi...
tepeden tırnağa sırılsıklam... 
Kokusunda kaybolduğun mevsimler gibi...
Rengarenk tıpkı bahar gibi çoğu zaman sonbahar gibi...
korku içinde beliren büyüyen o duygu... 
korkmak sensizlikten...
yalnızlıktan..
Aslında kal demek isterken git demek...
Kaybolmak gururun sancılı bedeninde...
Ah aşk...
Ele avuca sığmaz bir çocuk yüzsüzlüğünde istemek seni...
Ah aşk...
Bedeninde esir tutan sarhoşluğunu...
Ah aşk...
Ah aşk...

25 Mart 2017 22:54







20 Haziran 2016

Oysa daha kaç güne aynı korkuyla uyanabiliriz ki?

Hatırı sayılır bir yalnızlığın tam ortasındayız... 

Hep ve hiçin boşluğundayız... 

İnsanın sahip olduğu tek gerçek sadece melankoliyken.. cümleler boğazımıza düğümlenip dururken ve bizim söyleyeceklerimiz, yazacaklarımız bir o kadar çok ve az iken, kendi  benliğimizde gidip gelirken, hiç bir şey ve her şeyin ortasında kaybolmuşken hiçbir mutluluğun bizi var edemeyeceği gerçeğini kabul edemiyor oluşumuz, sahip olduklarımızın kıymetini asla bilemiyor oluşumuz kendi benliklerimizin yok oluşunun başlangıcı olduğunu fark edemeden yok olacağız.
Herkes sever ve sevilir... Seven sevdiğini, sevilen onu seveni yok etmek için savaşırken aynı yalnızlığın içinde kaybolduğunu fark edemeyecek kadar kör oluşumuzun bir açıklamasını dahi bulamıyoruz...

Oysa daha kaç güne aynı korkuyla uyanabiliriz ki?

14 Haziran 2016

Sayıklamalar...

Aklıda gidip gelir insanın ya, bütün yaşamışlıklarından uzak, bilmediği bir şehirde uyanmak, bilmediği yollarda yürümek, bilmediği bir denizde yüzmek, bilmediği bir gökyüzüne bakmak, bilmediği her şeyde de kaybolmak gibimidir?

Bir sürü şey anlatıp durur insan bildikleri ve bilmedikleri üzerine uzun uzun konuşmayı da sever ayrıca... Birdenbire bir şair, mühendis, doktor... her şey olabilir...
Ne çok şey sanır insan kendini! 
Övgülerin baş tacı, hayatın yaşam pınarı sanki! Her şeyin temel noktasıymış gibi davranır, suyun, havanın, ateşin ve toprağın... Sanki her şey onun için var olmuştur... Ne derse o, ne isterse o oluvermek zorundaymış gibi dünya! 
Bencil ve öfkenin kimyasında, iyilikten, güzellikten ve empatiden her gün bir adım daha uzaklaşırken nerden bilecek ki bencilliğinin mahvettiklerini! 

Herkes bir koşuşturmanın içinde kaybolup gidiyorken yaptığımız hataların farkına varmadan aynı hataları başkaları yaptığı için onlara kırılıp darılıyorken... aynısı yaptığımızı neden fark etmiyoruz... Hepimizin aynı boşlukta savrulduğunu neden göremiyoruz... Hepimizi aynı şeyi isteyip neden hiç birimiz sahip olamıyoruz? 

Bir çok soru geçiyor aklımdan kendimin bile cevap veremediği... 
Kendime(mize) bile bu kadar yabancılaşmışken bir başkasının varoluşunun gerçekliğine nasıl inanmam(ız) bekleniyor ki...

....