Sessizlik...
Gidiyorum uzak bildiğim bir yerin kuytusuna kendimi yenilemek adına kısa bir elveda...
Dilim lal, yüzüm yitik...
Hoşkalın...
13 Haziran 2009
7 Mayıs 2009
SUSUŞ!
Konusmak gelmiyor içimden...
Sessizliklerin golgesinde savurdugum duslerin sancısı ile atıptutuyorum hayatın kör kuyusuna!
Adın gecmiyor aklımdan!
Yazgısız sonların, telaşlı sevişmelerin, dipsiz kuyuların, susuz yazın son demindeyim...
Zaman pullanıp savruluyor üzerimize...
İçimde acı, yüzümde solgun bir anın izleri yürüyorum öylesine...
Sessizliklerin golgesinde savurdugum duslerin sancısı ile atıptutuyorum hayatın kör kuyusuna!
Adın gecmiyor aklımdan!
Yazgısız sonların, telaşlı sevişmelerin, dipsiz kuyuların, susuz yazın son demindeyim...
Zaman pullanıp savruluyor üzerimize...
İçimde acı, yüzümde solgun bir anın izleri yürüyorum öylesine...
15 Nisan 2009
YÜZÜME TOKAT!
Yüzümde tokat!
Gerçekliğini kazandığın boyut, şaşkın yüzler ve tümcesiz kelimeler… Aklımda esen kaçak bir dövüşün rövanşı… İnsan ne soysuz!
Aklım almıyor bazen hiçbir zaman almadı aslında… Hiç kötü olmadım demiyorum muhakkak kırmışımdır birilerinin içinde bir yeri ama bilinçli olarak kimseyi incitmemeye özen gösterdim bunca zaman… Hep seven oldum, sevmekten hiç korkmadan… Aklımdan çok şey geçirdim, içimi kemiren bir şeyler hep var oldu ama ben onların ruhumu kuşatmasına hiç izin vermedim…
O kadar çok şey var ki yazacağım ama bir o kadar da az şey ele avuca dolmayan bilindik hikâyeler beklide... Aldatılan kadınlar, bilgiç adamlar, soysuz insan siluetleri, kahraman savaşçılar, arsız sevdalılar, doymayan insan dölleri…
Bir kez daha başardınız (şak şak şak) bütün saygımı ve güvenimi yok etmeyi…
Yaşadığımız şu günün kalıntıları!
Sonradan eklentidir(dip not) : Bu bir öfke yazısıdır!
Gerçekliğini kazandığın boyut, şaşkın yüzler ve tümcesiz kelimeler… Aklımda esen kaçak bir dövüşün rövanşı… İnsan ne soysuz!
Aklım almıyor bazen hiçbir zaman almadı aslında… Hiç kötü olmadım demiyorum muhakkak kırmışımdır birilerinin içinde bir yeri ama bilinçli olarak kimseyi incitmemeye özen gösterdim bunca zaman… Hep seven oldum, sevmekten hiç korkmadan… Aklımdan çok şey geçirdim, içimi kemiren bir şeyler hep var oldu ama ben onların ruhumu kuşatmasına hiç izin vermedim…
O kadar çok şey var ki yazacağım ama bir o kadar da az şey ele avuca dolmayan bilindik hikâyeler beklide... Aldatılan kadınlar, bilgiç adamlar, soysuz insan siluetleri, kahraman savaşçılar, arsız sevdalılar, doymayan insan dölleri…
Bir kez daha başardınız (şak şak şak) bütün saygımı ve güvenimi yok etmeyi…
Yaşadığımız şu günün kalıntıları!
Sonradan eklentidir(dip not) : Bu bir öfke yazısıdır!
BELKİ BİR GÜN YENİDEN DOĞARIM
Söylemeyi unuttuğum sözlerin ve yazmayı unuttuğum cümlelerin ardından şimdi o pencerenden dışarı bakmaktayım…
Parlayan güneş, fısıldayan insan sesleri, çocuk gülüşleri, karnı aç sokak kedilerin miyavlamaları… Hepsi güne merhaba derken ben günden uzaklaştığımı fark ediyorum bir kez daha… Uzun zamandır, sesinin odamın duvarlarından silindiği o andan itibaren yok olan hayatın şimdi içime işlemesine izin vermem gerektiğini fark ediyorum…
Bir şeyler yapmalıyım!
Belki uzun uzun yürümeliyim ya da soluksuz kalana kadar koşmalı ve nefessiz kaldığım o yerde yığılıp öylece kalmalıyım ya da bağıra çağıra ağlamalı, avazım çıktığınca çığlık atmalıyım… Belki birilerine yardım etmeliyim ya da bir çocuğu mutlu etmeliyim, uçurtma uçurmalı sonra hayranlıkla gökyüzü seyre dalmalıyım… Belki bir ağacın gövdesine sırtımı yaslamalı ve yeşile doymalıyım… Bir sabah uyanmalı ve tebessüm etmeliyim… Ansızın yeniden doğmalıyım!
Kendi içimde düşüncelere daldığım, kendi seyrimde yolculuk yaptığım bu öğle sonrasında kendimle yüzleşmeli ve bütün her şeyi bir kez daha geride bırakmalıyım…
Aynaların, duvarların, başucu kitaplarımın, kulağımda tınısını bırakan kadının, ruhuma esir alan dansın, bir gece aralığında bedenime dolanan elin tadını çıkarmalıyım… Dudaklarımı kırmızıya boyamalıyım, parfümler sürmeli yeni iç çamaşırları ile kendi kadınlığımı yeniden keşfe dalmalıyım… Daha çok okumalı ve bütün biriktirdiklerimi yazmalıyım…
Kendi kendime konuştuğumu fark ediyorum ne kadar zamandır bu pencerenden dışarı baktığımı düşünmüyorum bile. Sadece içimde geçirdiğim her şeyi kendime tekrarlıyorum. Aklıma kazıdığım isimleri hafızamın en ücra köşelerine kilitleyip bütün sessizliğimden arınıp kendimi kalabalığın orta yerine atmak için deliriyorum adeta… Alelacele giyinip soluğu günün orta yerinde şehrin en kalabalık viranesinde alıyorum… İnsanları, yüzleri izliyorum… Seslerini dinliyorum, kokularını duyuyorum… Hepsini birbirinden ayırıp sonra yeniden birleştiriyorum… Çirkinler bu tarafa derken güzelleri başka bir tarafa ayırıyorum her şeyden önemlisi tebessüm ediyorum hem de zorlanmadan kendi kendime gülüyorum… Mutlu olduğumu hissediyorum ve şunu anlıyorum her şey içimizde! Saklandığımız o kuytudan bizi hep selamladığını fark ediyorum… Hayat kendi ellerimizin içinde tutuğu bir gerçek olmadığını anlıyorum ve onu sadece yaşamamızı istediğini öğreniyorum… Hayatımdan öylesine çıkmak isteyenlerin ardından artık üzülmemem gerektiğini yani sahip olmadığım hiçbir şeyin kaygısını duymamam gerektiğini anlıyorum…
Kendime sonlar hazırlamaktan vazgeçmeli ve günün tadını çıkarmalıyım… Kulağımı seslere kimi zamanda sessizliğe vermeli ve öylece uzanmalıyım geleceğe…
Gidip gelen düşüncelerimin arasında bir anının aklımdan geçtiğini fark ettim. Kendi kendime belki bir gün yeniden doğarım diye tekrarladığım zamanları anımsayarak bu günün tam da o gün olduğunu fark ettim… Yeniden doğmuştum!
09 Nisan 2009
Parlayan güneş, fısıldayan insan sesleri, çocuk gülüşleri, karnı aç sokak kedilerin miyavlamaları… Hepsi güne merhaba derken ben günden uzaklaştığımı fark ediyorum bir kez daha… Uzun zamandır, sesinin odamın duvarlarından silindiği o andan itibaren yok olan hayatın şimdi içime işlemesine izin vermem gerektiğini fark ediyorum…
Bir şeyler yapmalıyım!
Belki uzun uzun yürümeliyim ya da soluksuz kalana kadar koşmalı ve nefessiz kaldığım o yerde yığılıp öylece kalmalıyım ya da bağıra çağıra ağlamalı, avazım çıktığınca çığlık atmalıyım… Belki birilerine yardım etmeliyim ya da bir çocuğu mutlu etmeliyim, uçurtma uçurmalı sonra hayranlıkla gökyüzü seyre dalmalıyım… Belki bir ağacın gövdesine sırtımı yaslamalı ve yeşile doymalıyım… Bir sabah uyanmalı ve tebessüm etmeliyim… Ansızın yeniden doğmalıyım!
Kendi içimde düşüncelere daldığım, kendi seyrimde yolculuk yaptığım bu öğle sonrasında kendimle yüzleşmeli ve bütün her şeyi bir kez daha geride bırakmalıyım…
Aynaların, duvarların, başucu kitaplarımın, kulağımda tınısını bırakan kadının, ruhuma esir alan dansın, bir gece aralığında bedenime dolanan elin tadını çıkarmalıyım… Dudaklarımı kırmızıya boyamalıyım, parfümler sürmeli yeni iç çamaşırları ile kendi kadınlığımı yeniden keşfe dalmalıyım… Daha çok okumalı ve bütün biriktirdiklerimi yazmalıyım…
Kendi kendime konuştuğumu fark ediyorum ne kadar zamandır bu pencerenden dışarı baktığımı düşünmüyorum bile. Sadece içimde geçirdiğim her şeyi kendime tekrarlıyorum. Aklıma kazıdığım isimleri hafızamın en ücra köşelerine kilitleyip bütün sessizliğimden arınıp kendimi kalabalığın orta yerine atmak için deliriyorum adeta… Alelacele giyinip soluğu günün orta yerinde şehrin en kalabalık viranesinde alıyorum… İnsanları, yüzleri izliyorum… Seslerini dinliyorum, kokularını duyuyorum… Hepsini birbirinden ayırıp sonra yeniden birleştiriyorum… Çirkinler bu tarafa derken güzelleri başka bir tarafa ayırıyorum her şeyden önemlisi tebessüm ediyorum hem de zorlanmadan kendi kendime gülüyorum… Mutlu olduğumu hissediyorum ve şunu anlıyorum her şey içimizde! Saklandığımız o kuytudan bizi hep selamladığını fark ediyorum… Hayat kendi ellerimizin içinde tutuğu bir gerçek olmadığını anlıyorum ve onu sadece yaşamamızı istediğini öğreniyorum… Hayatımdan öylesine çıkmak isteyenlerin ardından artık üzülmemem gerektiğini yani sahip olmadığım hiçbir şeyin kaygısını duymamam gerektiğini anlıyorum…
Kendime sonlar hazırlamaktan vazgeçmeli ve günün tadını çıkarmalıyım… Kulağımı seslere kimi zamanda sessizliğe vermeli ve öylece uzanmalıyım geleceğe…
Gidip gelen düşüncelerimin arasında bir anının aklımdan geçtiğini fark ettim. Kendi kendime belki bir gün yeniden doğarım diye tekrarladığım zamanları anımsayarak bu günün tam da o gün olduğunu fark ettim… Yeniden doğmuştum!
09 Nisan 2009
28 Mart 2009
O SES!
Sesler yankılanıyor…
Sesler gidip geliyor, bir kadın şarkı söylüyor sonra ağlıyor…
O ses!
O ses içimi kanatıyor…
Ansızın kelimeler sızıyor dudaklarımın arasından…
Gözlerimi kapatıyorum yüzler beliriyor…
Savunmasız öpüşler dudaklarıma bir bir sızıyor…
Bedenim de bir el dolanıyor, ten bedenime dolanıyor…
Karanlık basıyor her yer kararıyor…
El yordamı ile bulduğum her şey yok oluyor…
İçimi bir şeyler kemiriyor…
İçimi kanatıyor, içim kanıyor…
Ensemde ki sıcaklık bedenimi ürpertiyor…
Sesler yankılanıyor…
Gözlerimi kapatıyorum parçalanmış yüzler giriyor rüyalarıma, bölüm pörçük anımsamalar, yarım kalmış filmler oynuyor gözlerimin seyrinde…
Hep aynı bebek doğuyor gecelerime…
Kopuk ipli uçurtmalar, balonlar salınıyor gökyüzüne…
Karanlığın orta yerine aydınlık doğuyor…
Ben gülümsüyorum…
Sesler yankılanıyor…
Sesler gidip geliyor, bir kadın şarkı söylüyor sonra ağlıyor…
O ses!
O ses içimi kanatıyor…
İçimde bin bir acı bölünüp pullanıyor…
Su içimde yol alıyor…
Bedenim ıslanıyor…
Korkulu, karanlık düşler yerini beyaza bırakıyor…
Taşlı yollar uzanıyor ayaklarımın ucuna, alı al moru mor çiçek bahçesine…
Ve ben kanıyorum sessizliğime…
Uyuduğum bir düş!
Renklerin, çiçeklerin, ışıldayan günün son bulacağı rengarenk bir düş…
Bir görüntüden diğerine bilmediğim bir yoldan geçişler yapıyorum…
Gözlerini görüyorum hemen sonra sırtına kazınmış bir isme şahit oluyorum tam okuyacakken ellerini yüzümde, ellerini bedenim de hissediyorum…
Ensemde ki sıcaklık bedenimi ürpertiyor…
Korkuyorum…
Uyuduğum bir düş biliyorum bir masal düşünün içinde ilerliyorum…
Yürüyorum… yürüyorum… yürüyorum…
Gökyüzüne dokunuyorum…
Martıları uçuruyorum…
Gördüğüm bir düş bunu biliyorum…
Sesler gidip geliyor, bir kadın şarkı söylüyor sonra ağlıyor…
O ses!
O ses içimi kanatıyor…
Uyanıyorum…
29 Mart 2009
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)